Şükran Soner’e bir “şükran borcu”
Bundan yaklaşık 31 yıl önce, bir yaz günüydü. Yıl 1995…
O, gazetedeki odasında telefonun bir ucundaydı; bense yine İstanbul’da, telefonun öbür ucunda…
“İyi günler Şükran Hanım, ben Ahmet Ortaç. Berlin’den, Almanya’dan arıyorum.”
“Oo, Berlin’le mi konuşuyorum?”
“Hayır, şu anda İstanbul’la konuşuyorsunuz.”
“Ben Berlin’de birkaç kez bulundum. Orada çok sevdiğim bir dostum vardır.”
“Biliyorum efendim. Ben de size zaten ondan selamlar ve bir ileti getirdim. Yüz yüze görüşebilir miyiz?”
“Tabii görüşebiliriz. Ancak şu günlerde zamanım oldukça kısıtlı. İsterseniz önce bir tanışalım. Şu gün, şu saatte, şuraya gelebilir misiniz?”
“Elbette gelirim.”
İlhan Selçuk ve yaman gazeteci Uğur Mumcu’dan sonra, sanırım ilk kez Cumhuriyet’in bir köşe yazarıyla tanışacaktım. Bunun heyecanını taşıyordum.
Sözleştiğimiz gün ve saatte belirlediğimiz yere tam vaktinde gittim. Buluşma yerimiz Taksim’de, o zamanki Atatürk Kültür Merkezi’nin önüydü.
Ben vardığımda Şükran Hanım çoktan gelmişti. Kültür Merkezi’nin dış merdivenlerinin basamaklarında oturmuş, elindeki dosyadan bir şeyler okuyordu.
Ne kadar mütevazı bir insan olduğu daha ilk bakışta belli oluyordu.
Onu hemen tanıdım, yanına gittim:
“Merhaba Şükran Hanım, ben Almanya’dan Ahmet Tevfik Ortaç.”
“Oo, merhaba. Gelin, yanıma oturun. Orada ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?”
“Ben çevreciyim. Almanya’daki ilk Türk çevre gazetecisi olarak, buradaki ve Türkiye’deki bazı radyolar için çevre programları hazırlıyorum.”
“İşte bu, burada olmayan bir şey!”
“Aslında biraz var. Henüz yeni yeni başlıyor. Ancak bunu yapmaya çalışan insanların çoğunun çevre alanında eğitimi yok…”
Bir süre konuştuktan sonra bana:
“Şu gün gazeteye gelin, sizi orada Yazı İşleri Müdürümüzle tanıştırayım” dedi.
Dediğini de yaptı.
Beni Cumhuriyet’in o zamanki sorumlu isimlerinden biriyle tanıştırdı.
İşte bu buluşma, benim Cumhuriyet ailesiyle tanışmamın ve uzaktan da olsa o ailenin bir parçası olmamın başlangıcıydı.
Ben Berlin’deydim, redaksiyon Frankfurt’taydı, ana gazete ise İstanbul’daydı. Ama mesafeler ne olursa olsun, artık kendimi o büyük ailenin bir mensubu olarak görüyordum.
Bu aidiyet uzun yıllar sürdü.
İşte bu nedenle benim Şükran Hanım’a hep bir “şükran borcum” vardı.
Neredeyse her İstanbul seyahatimde Cumhuriyet’in binasına giderdim. Önceleri Cağaloğlu’ndaki, daha sonra Şişli’deki binaya…
Ve her seferinde mutlaka Şükran Hanım’a uğrar, hatırını sorar, kısa da olsa kendisiyle sohbet ederdim.
Bilgiliydi.
Görgülüydü.
Çok çalışkandı.
Ölçülü, yardımsever ve hatırşinastı.
İnsan ilişkilerinde özenli, dostluklarına sadık bir insandı.
Ne yazık ki Şubat 2024’ten sonra bir daha görüşemedik. Sağlık sorunları nedeniyle artık gazeteye gelemiyordu.
Ama onu tanıdığım ilk günden itibaren bir “basın ablası” olarak çok sevdim, çok saygı duydum.
Şimdi geriye, yaklaşık 31 yıl önce Taksim’de, AKM’nin merdivenlerinde başlayan o ilk tanışmanın anısı kalıyor.
Ve elbette büyük bir şükran…
Işıklar içinde uyu Şükran Abla.
Seni hiç unutmayacağım.
Ahmet Tevfik Ortaç – 01.09.2026
Fotoğraflar: Cumhuriyet gazetesi merkezi, Şişli / İstanbul, 28 Şubat 2024
İlk yorum yapan olun