BEN NOEL BABA İKEN

YALÇIN BAYKUL 
“Sevgini saç saçabildiğin kadar.
Bir gün geri gelecektir nasılsa!’
Aşk Her Yerde ve Noellik Ev filmlerinden

Yıllardır Noel Baba (Santa Nikolaus) ile Nasreddin Hoca’nın yanyana olup çocuklara muziplikler yaptıkları, dünya ve insanlık sorunlarını tartıştıkları, birbirlerine takılıp atıştıkları mizahi bir çocuk oyunu planlamış ve hep bir sonraki Noel’e ertelemişimdir nedense. Hatta Hoca’nın eşşeği ile Noel Baba’nın geyyiği arasında bile bazı münasebetlerin son derece mizahi cevherler taşıdığını saptamış, konuya ilişkin epey notlar almıştım. Kimbilir belki bir gün, belki bir başka Noele bu isteğimi de gerçekleştirebilirim. Gerçi Nasreddin’i Berlin’de bir tiyatro festivalinde rocklu, rapli, arabeskli, ritimli bir oyunda canlandırmış, çocuklar arasında adım bir süre Nasreddin’e de çıkmıştı. Noel Baba’yı sahneye çıkarmak henüz kısmet olmadı ama, böyle olduğu halde defalarca Noel Baba kılığına girmişliğim oldu. Sokak ve ev tiyatrosu olarak diyelim.

80’li yılların ortalarında Berlin Teknik Üniversitesi’nde öğrenciyken “Noel Baba Aranıyor’’ ilanlarını görmüş ve sırf şamata olsun diye bir kaç kafadar hemen başvuruda bulunmuştuk. Noel Gecesi 3 ila 6 adrese Noel Baba kostümleri ve verilen hediye çuvalları ile gidip sabit yövmiyemizin dışında bol miktarda bahşişler ve hediyeler de alarak geceyi kapatıyorduk. Bu aksiyon öncesi üniversitenin anfisinde büyük bir toplantı oluyor ve klasik Noel Baba replikleri çalışılıyordu. Çocukların muhtemel sorularına nasıl karşılıklar vereceğimiz, mekanlara nasıl girip nasıl çıkacağımız belletiliyordu hepimize. Avrupalı Noel Baba adayları için sorun yoktu, onlar zaten konuyu ezbere biliyorlar ve daha doğuştan hazırdılar. Genellikle çocuklar bir şiir okuyor, bir şarkı söylüyor, ya da bir becerisini sergileyip hediyesini alıyor ve iş bitiyordu.

Sorun Türkiye, Ortadoğu ve Afganistan’dan gelen Noel Baba adaylarıydı. Bir çoğu zaten Almanca bilmedikleri gibi, çocuklar “Noel Baba, Noel Baba, nereden geliyorsun böyle?’’ diye sorduklarında, “Bacadan, gökyüzünden” ya da “kuzeyin derinliklerinden” yerine “Filistin’den, Afganistan’dan, Şanlı Urfa’dan geliyorum!’’ gibi karşılıklar vermişler ve bu Noel tılsımı bulaşmış ailelertarafından barbarca bir skandal olarak karşılanmış ve ciddi şikayetlerde bulunmuşlardı. Hatta aralarında tazminat davası açanlar bile olmuştu. Afrikalılar ve Uzak Doğulular bu konuda en şansız Noel Baba adayları arasındaydı. Hiç bir Alman ailesi siyahi ya da çekik gözlü bir Noel Baba’yı sokmak istemiyordu evlerine. “Çocukların böylesi kutsal bir gecede düşsel dünyalarına darbe almalarını istemiyoruz!’’ yollu açıklamalar yapıyorlardı. O nedenle bu arkadaşlar kafadan red yiyorlardı. Noel Baba işinde bunca ayrımcılık olmasına karşın, temiz para da vardı ve yılda bir de olsa meteliğe kurşun atan ve çalışma izni bile olmayan öğrenciler olarak bu fırsatı kaçırmak istemiyorduk. Hem para kazanma, hem de adam yerine konma işi çok hoşumuza gidiyordu açıkçası. Ancak bu sevimli işi üçüncü kez denemek istediğimde, işveren heyetinden, yüz metreden Hristiyanlığı anlaşılan birinin, “Senin ateist olduğunu öğrendik, işi riske atmamak için bu sene seni çalıştırmayacağız!’’ karşılığını almıştım.

Kötü haber ne de çabuk yayılıyordu. Anlaşılan siyahi ve Çinlilerden sonra ateistler de “persona non grata” Noel Babalar olarak kara listeye alınmış olmalıydılar. Ne dediysem ikna edemedim adamı; şansıma küsüp, içimden de “Hay senin dinini, kitabını…’’ çekerek uzaklaştım oradan.

Daha sonra Noel Babalık mesleğini bir yandan kendi çocuklarımı eğlendirmek, bir yandan da eşin, dostun, tanıdığın gönlünü almak için son derece profesyonelce yaptığım zamanlar oldu. Altımda arabam bir adresten diğerine seğirtip duruyordum. Yolda hedeflerine karlar üzerinde yürüyerek, bisiklet ya da motorsiklet sürerek yetişmeye çalışan Noel Babalara rastlıyordum. Gece vardiyasında soluk soluğa çalışan gerçek bir emekçi sınıfı gibiydik. Karşılaştığımızda birbirimize dayanışma dolu jestler yaparak gülümsüyorduk. Ben olayı daha ileri götürüp, rastladığım Noel Baba adaylarına “Yoldaş Noel Baba’’ ya da “Yoldaş Santa Klaus’’ diye sesleniyor, yumruğumu sıkıp havaya kaldırarak “Yaşasın Noel Babaların kardeşliği! Dünyanın tüm Noel Babaları birleşin! Noel Anaları ile çiftleşin!’’ yollu soğuk espiriler yapıyordum. İşin gırgırındaydım yani, mizah olmazsa zaman geçmezdi. Aslını isterseniz, Noel Baba rolü çok hoşuma gidiyordu, bırakın kostümdeki sevimliliği, çocukların o şaşkın ve mutlu yüzlerini görmek, ailelerin minnettarlıklarını yaşamak ne mutluluk vericiydi. Bir yandan girdiğin her mekanın kendine özgülüğü, bir yandan da mizahi anlamda son derece doyurucuydu. Noel Baba’yı gören herkes baştan gülmeye başlıyordu zaten. Bir de tok ve babacan bir sesle bir kaç espri patlattın mı insanlar kahkaha seline kapılıyordu. Stand Upın kralı yaşanıyor, paranın mına gonuyordu o gece.

Zaten Noel, başlı başına bir fenomen değil miydi? Bir ay öncesinden herkesin yüzünde bir hoşgörü ve ermişlik havası beliriyor. Herkes bir anda yukarılardan yüce bir emir gelmiş gibi aniden kibarlaşıp mum gibi inceliyor, çevresine gülücükler ve sevgi ışıkları saçmaya başlıyordu. Evin kapıcısından, çöp toplayıcısına, asık surat amca ve teyzelerinden, bıkkın kasiyer kızından, kabasaba polisinden zabıtasına, patronundan işçisine, kuryesinden postacısına herkeste müthiş bir evliyalaşma dönemi başlıyor dankeschönler bitteschönler havalarda uçuşup çelebileşme dönemine yatay geçiş yapılıyordu. Noel pazarları açılıyor, herkesin tek bir derdi oluyordu, oğluma, kızıma, babama, nineme, sevgilime ne alacağım, nasıl paketleyeceğim, vs. vs. vs. Alışveriş merkezleri altın çağını yaşıyordu haliyle, raflar dolup dolup boşalıyordu…. Bu arada insanlar yardımlaşma ve dayanışma duygularını aniden yeniden keşfediyorlar, ortalığı kırılgan bir incelik, dayanılmaz bir duyarlılık, karşı konulamaz bir dayanışmacılık kaplıyordu.

Radyolarda yirmidört saat birbiri ardına Noel şarkıları çalınınırken, televizyonlarda göz yaşartıcı Noel filmleri gösteriliyordu. Her yer renk renk süslenip ışıklandırılıyor, Noel ve Yeni yıl tatilinin verdiği rehavetle herkesin yüzü mutluluk çiçeği gibi serpilip açılıyordu. Dünya bir kaç günlüğüne de olsa en mutlu en aydınlık ve en renkli günlerini ve gecelerini yaşıyordu. Aklımdan bin bir Noel hikayesinin geçtiği bu dönemlerde, artık Noel Babalık yapmaktan vaz geçip kendimi Noel Babalıktan emekliye ayırdım galiba.

Öyle olduğu halde sınıfımda Noel ağacı kurup, öğrencilere süsletmeyi, karşılıklı hediyeleşme yaptırmayı seviyorum. İnsanların duygularının tavan yaptığı bu dönemi politik ve pedagojik amaçlarım için kullanıyor olsam da, yaratılan bu sevgi, dostluk ve barış ortamının, yalnızca parayı verenlerin düdüklerinin çalındığı ortamdan daha derinlere taşınabileceğine inancım sonsuzdu. Noel Baba’nın çuvalında bu yıl, neden barış, adalet, dürüstlük ve samimiyet paketleri olmasındı? Noel Baba neden insanların mutlu yarınları için çaba sarfetmesindi? Neden Noel Babalara Noel Anneler de eşlik etmesindi? Afrika’daki tüm Noel babalar siyahiydi. Neden Avrupa’da da siyahi Noel Baba olmasındı?

Hristiyan dünyasının en büyük bayramı olan bu bayram, dört yıldır savaş ve yıkım içindeki Ukrayna’da olağanüstü bir önem taşıyor. Noel kutlamaları için gökyüzünde bir yıldızın parlaması bekleniyor mutlaka. O yıldız parlamadan asla kutlamalara başlanmıyor. Noel ağacının yanısıra buğday demetlerinden oluşan çok güzel bir dekor ve süsleme yapıyorlar ve sofrada en az 12 çeşit yemek olması şart koşuluyor. Daha az olmasının uğursuzluk getireceğine inanılıyor. Tanrının ne şanslı bir ateist kuluymuşum ki, bunu bile yaşamak nasip oldu bana. Ancak gökyüzünde her parlayanın yıldız olmadığını çok iyi de öğrenmiş bulunuyoruz.

Hayatta kalmayı başarabilen Gazzeli, Afganistanlı, Suriyeli, Yemenli çocuklar da ülkelerinde Noel Baba’yı bekliyor mudur acaba? Avrupa’nın şanslı göçmenleri çoktan Noel Baba ile tanıştılar bile… Kim bilir belki geleceğin Noel Babaları dronlarla ulaştıracaklar hediyeleri. Belki ulaştırılan o hediyeler ellerinde patlayacak masum çocukların. Bizzat tanık olup, geyikli ve karlı Noel akşamlarını yaşama fırsatı yakaladığım İskandinav ülkelerinde şahane kutlamalar yapılmasına karşın, intihar olaylarının en yüksek boyutlara ulaştığı çoktan beri biline gelir. Bu da madalyonun öbür yüzü olmalıydı. Birileri çılgınca Noel kutlarken birileri de mutsuzluğun ve yalnızlığın dibine vuruyor olmalıydı.

Son olarak talihsiz ve sevimsiz bir Noel anımla şimdililik bu konuyu kapatalım. Yıllar yıllar önce yaşadığım bir kaç komik Noel anımı kaleme alıp, bir senaryoya dönüştürmeye çalışmıştım. Ve bu çalışmayı ne hikmetse geçenlerde “Apo benim babamdır!’’ diyen ve ardından sağlığı bozulup aniden hayata veda eden arkadaşa okuması için vermiş bulundum. O da döndürüp dolaştırıp senaryomu “Çok güzel hareketler bunlar!’’ diyen arkadaşına vermişti onayım olmadan. Çok kızmıştım. “Yahu!’’ demiştim, “Ben sana Propaganda filmini yapanla, Sen hiç ateş böceği gördün mü oyununu yapan arkadaşlardan uzak dur dememiş miydim? Ben bilmiyor muydum onlara götürmeyi? Senin posta güvercinliği yapmana ne gerek vardı?’’ Enver Aysever’in kulakları çınlasın. Bir an önce özgürlüğüne kavuşsun!

Sonra ne mi oldu? Çok güzel bir hareket çekti o şahıs. Senaryomun içinden sadece Noel Babalı kısmını alıp, kendi Noel Baba kılığına girdi ve Neşeli Günler diye de bir film patlattı. Ben de “Apo benim babamdır!’’ diyen o sevimli arkadaş sayesinde babayı almış oldum; ama noelsiz olanını. Rahmetli ile sık sık buluşurduk, “O’nun yanından geliyorum, senin için çok işe yarar bir arkadaş dedi, selamı var.’’ derdi her defasında. O zamanlar bu arkadaşımız propaganda filmini yapan arkadaşın boğaz manzaralı evinde oturur, boğazdan seyreden gemilere ve martılara bakıp cümbüş çalardı. Daha Gezi olmamış, İmralı seferleri henüz başlamamıştı. Ancaaak, Neşeli Günler vizyona girmiş, tüm basın yayın başta olmak üzere herkes o filmden söz ediyordu. O günlerde bir kez daha karşılaştık “Apo benim babamdı!’’ diyen sevimli arkadaşla. “Ne o filmi gördün mü, nasıl?’’ diye sordum. “Pek görülmeye değer bir film değil, görmesen de olur, zamanına yazık!’’ deyip kestirip attı. İşkillenmiştim; daha o akşam gidip filmi görmüş ve afallayıp kalmıştım. İçimi acıma ve tiksinti karışımı bir duygu kapladı. Sesimi çıkarmadım, çıkarsaydım Kürt hareketinin zarar göreceğinden korkuyordum. Bu ülke Noel Baba’yı düzer, geyiğini de etinden sütünden… bir yandan mangal, bir yandan kıyma ve bir yandan da kebap yapardı. Hediye çuvalı mı? Ona da el koyup, bir an önce nakite çevirir, kimsenin ruhu duymazdı.

Aradan yıllar geçti. O arkadaşlarla bir daha yolumuz asla kesişmedi. Kürt hareketine de benden kaynaklı bir zarar gelmedi çok şükür.🙂
Gelgelelim Küresel Noel Baba’nın çuvalından inanılmaz paketler çıkmaya başladı: Işidlilerin kravat takarak bir gecede devlet başkanı olabileceği paketi gibi, teröristlerin götlerinde cep telefonlarının patlatılması paketi gibi, Gazze’nin turistik tesislere dönüştürülme kararlarının alınması paketi gibi, hatta kırk yıllık faşoların kullanışlı bir barış güvercinine dönüşebileceği dönemlere S400 hızıyla gelinivermesi paketi gibi. Bunun o “apobenimbabamdırcı ve çokgüzelhareketlerbunlarcı’’ arkadaş ile ne ilgisi var derseniz. Ayıptır söylemesi hala alacaklıyımdır kendilerinden. Ve belki de bir zamanlar yediğim hurmalar misali rahatsızlığım mı depreşti ne. Ama kimse aksini iddia edemez. Kürt hareketine zarar verdiğimi kimse iddia edemez.🙂

Düşünüyorum da: Merhum hayatta olsaydı eminim İmralı’daki babalarına kırmızı beyaz Noel Baba kostümlerini giydirip, çift geyiğin çektiği bir kızağa bindirirler, geyiklerin yerine bizzat kendileri geçip kızağı önce Marmara denizinde bir güzel yüzdürür sonra da çekerek Ankara’ya doğru yollanırlardı hiç tereddütsüz. Birinci geyik “apobenimbabamdı’’ diyen arkadaş olurdu da İkinci geyik kim mi olurdu?
Varın ona da siz karar verin.
Ben de bu boktan geyik muhabbetine bir son verip sabah kahvemi yudumlayayım. Herkese mutlu Noeller, bol kahkahalı mutlu yıllar dilerim…

Görseller: İZLER ve AYPA.TV

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*