AY YILDIZDAN KALBE, KALPTEN FONA, FONDAN DİBE

AY YILDIZDAN KALBE
KALPTEN FONA
FONDAN DİBE

Yalçın Baykul – 02.10.2026

Yiyin efendiler, yiyin,
bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, aksırıncaya,
tıksırıncaya kadar yiyin!
T. Fikret

Bitmeyen bir bayrak muhabbeti

Ülkelerin bayrakları o ülke yurttaşlarının onurudur. Yalnızca onuru olmakla kalmaz, kutsalıdır da. O bayrağın altında toplanmak, o bayrağın özgürce dalgalanmasından, başarılarından gurur duymak, dünya yüzünde hemen her ülke vatandaşının paylaştığı duygulardır. Bayrakları, spor karşılaşmalarında, mitinglerde, maçlarda, yürüyüş ve gösterilerde yüksek yerlere asma ve gururla dalgalandırma sevdası, günümüzde artık bayrağı başka gezegenlere dikmeye dek ulaşmasının yanısıra, çok farklı alan ve mecralarda da cömertçe ”kullanma” açıkgözlülüğüne dek de vardırıldı.

Şu anda birçoğumuzun aklına yerli ve milli dolandırıcımız Reza Zarraf’ın yandaş televizyonlarda bayrak önünde konuşturulduğu görüntüler geliyordur. Bayrak, doğal olarak tüm milli bayramlarda ve gurur günlerinde pencere ve balkonlardan sarkıtılırken, bazen anarşist ve bölücülere, bazen vatan haini, lgbt’li ve trans bireylere yönelik protestolarda da mahalle halkınca bolca kullanılmaktadır. Hele milliyetçilerin bayrak sevdası dillere destandır. Ülkenin içine edilirken asla sesleri çıkmayanlar, bayrağa ters bakanın gözünü oymaya tenedirler. Anca bu iş için de bir emir almaları gereklidir, yoksa kendi başlarına karar verme kabiliyetleri pek yoktur.

Ancak bazı bayrakların bazı kesimlerce nefret nesnesine dönüşmesi de kaçınılmaz görünüyor. Bu anlamda neredeyse büyük ölçüde tedavülden kalkmış olan bayrakların başında gamalı haçlı Nazi bayrağı ile orak çekiçli Sovyet bayrağı gelmektedir.

Öte yandan milyonlar için savaş ve yıkım simgesine dönüşmüş Amerikan, Rus ve İsrail bayraklarının da dünyanın bir çok gösterisinde yakılarak lanetlenmesi, yetmiş yıldır sıradan gösteri ritüellerine dönüşmüş durumdadır.

Geçimsiz komşuların bayrakları da bir diğer ülke için ”paçavra” muamelesi görmekten kurtulamıyor ne yazık ki. Azeriler için Ermenistan bayrağı neyse, Filistinliler için İsrail bayrağı, Türkler için Yunan bayrağı, Kürtler için Türk bayrağı, Suudiler için İran bayrağı, Pakistanlılar için Hindistan bayrağı, Çinliler için Japon Bayrağı… Bu liste uzadıkça uzayabilir. Birinin düşmanı ötekinin kutsalıdır. Birinin öpüp de başına koyacağı, berikinin üzerinde tepinip, yakıp parçalayacağı bir ”paçavra”dan farksızdır. Böyle davrananların hiç kuşkusuz fazlasıyla nedenleri de vardır bohçalarında.

Ulu Önder Atatürk’ümüzün İzmir’in kurtuluş günü önüne serilen Yunan bayrağına basmayı reddedip, ”Bayrak, bir ulusun onurudur! Hemen kaldırın onu yerden” yollu sözlerinin tüm dünyada milyonların yüreğinde son derece pedagojik ve karakterli bir etki yaptığı tartışma götürmez bir gerçektir.

Şahlanışın Tarikat-Cemaat-Fecaat Yüzyılı

Ancak 12 Eylül darbesinden sonra Özal daltaraklığı ve ”Benim memurum işini bilir!” omurgasızlığı ile birlikte ülkede bir din ve bayrak fetişizminin de boy gösterdiğine tanık olduk. Hele AKP ile birlikte gelen, bir yandan Nazilerdeki gibi ”Tek bayrak, tek millet, tek devlet, tek vatan” diyerek rabia muhabbeti sürdürülürken, öte yandan yandaş yalaka medyada gerekirse ”Ülkenin adı ve anayasasının yanında bayrak da değiştirilebilir” yollu söylemlerin yer alması, konunun nerelere getirildiğinin en açık göstergesi değil mi? Allah, Cumhur İttifakı’nın savunucularına kolaylıklar versin. Bir gün ”AKP-dindar nesil fırıldaklığı” bir modern dünya sendromu olarak psikolojik-sosyolojik-teolojik ve etik süzgeçlerden geçirilip, ders olarak okutulacaktır hiç kuşkusuz.

Dünyada tepeden tırnağa, yakasından paçasına, geçmişinden geleceğine, kurucusundan yıkıcısına, hırsızından soyguncusuna, ordusundan polisine, öğretmeninden öğrencisine, dilinden dinine, parasından puluna daha fazla çekiştirilip kurcalanan, ayarlarıyla oynanan, adeta içerde ve dışarda önüne gelenin bir parmak attığı ve üzerine abandığı pespaye bir orospuya dönüştürülen bir ülke daha var mıdır acaba? Ancak Muz Cumhuriyetleri’nde ya da Büyük Yavşakistan Sultanlıkları’nda rastlanabilecek kepazeliklerle cebelleşmiyor muyuz yarım yüzyıldır?

Ay yıldız Berlin’de nasıl kalbe dönüştü?

Önceki gün Alex meydanında buluşup bir gezinti yapacaktık öğrencilerimle. Buluşma yerimiz Dünya Zamanları Saati idi. Berlin’in en ünlü buluşma yerleri arasında geçen ve Doğu Almanya’nın da enternasyonalist simgelerinden olan, namı diğer Stasi’nin yıllarca tüm buluşmaları kayda aldığı tarihi saatin hemen yanıbaşında renk renk zemine çizilmiş bayraklar göze çarpıyordu. İster istemez herkes gibi bir göz attık hep birlikte. Kimi Arap, kimi Ukraynalı, kimi Vietnamlı, kimi Pakistanlı, kimi Afgan, kimi Hintli öğrencilerim, diğer turistler gibi kendi bayraklarını bulup sevinçle bayrakların üzerine bozuk paralar bırakmaya başladılar. Herbirinin gözleri ışıldamış, yüzlerine gururlu bir gülüş yerleşmişti.

Ben de onlar gibi kendi bayrağımı aradım, doğal olarak. 10 X 10 = 100 bayrak çizili idi zeminde, ama üzeri ay yıldızlı kan kırmızısı bayrağımız ortalıkta görünmüyordu. Bu nadide sanat eserinin arkasındaki ağaç dibinde üç esmer adam oturuyordu. Hemen onların yanına gittim. ”Beyler, gözlerim Türkiye bayrağını aradı, ama bulamadım.” dediğimde bir sessizlik oldu ve adamlar birbirlerine baktılar. ”Korkmanıza gerek yok! Yemin ediyorum dövmicem!” dedim şaka yollu. ”Sadece merak ettim. Bu kentte 350 bin Türk vatandaşı yaşıyor, bu soruyu daha önce de duymuş olmalısınız.”

Hasır fötrlü olanı: ”Türk bayrağı ile çok problem yaşadık” diye ağzındaki baklayı çıkardı: ”Başlangıçta gayet güzel çizmiştik. Ben Türk bayrağını çok güzel ve anlamlı bulurum. Ayrıca kırmızı da en sevdiğim renktir. Ancak o kadar çok tepki aldık ki, anlatamam. Üzerinde tepinenden, tükürükle silmeye çalışana, önüne gelen bize fırça atıp, o bayrağı kaldırın diye bağırıp çemkiriyordu.” Yanındaki delikanlı da söze karıştı. Elinde bir paket boya vardı: ”Bakın bayım, bu boyalar en kaliteli ve en pahalı olanlarından. Geçenlerde bir Türk geldi ve bu boyalarla birlikte yüklü bir bahşiş de bıraktı. Tek isteği güzel bir Türk bayrağı çizmemizdi. Çizdik, ama yine gelen geçen herkesten tepki aldık. Artık çizmeye cesaret edemiyoruz açıkçası.”

Öğrencilerimden Şamlı muzip Abdulsattar, ”Hayret! Filistin, Burkina Faso, Tacikistan, Etopya, Lichtenstein ve Kürdistan bayrağı bile varken neden Türkiye bayrağı yok ki?” diye şakayla yineleyince, Hasır fötrlü sabırla yanıtladı: ”Üç bayrakla çok problem yaşadık. Almanlar ve Ukraynalılar Rus bayrağını görmek istemiyorlardı. Araplar İsrail bayrağını… Türk bayrağını ise Türklerin dışında hiç kimse istemiyordu: Araplar, Filistinliler, Kürtler, Yunanlılar, Ermeniler… hatta Türk olduğunu yeminle söyleyen bazı tuhaf Türkler bile istemiyorlardı… Çareyi böyle yapmakta (Turkey yazılı kırmızı beyaz kalbi işaret ederek) bulduk. Hem Türkleri incitmek istemedik, hem de Türklerin incittiklerini…”

Tam da ”Türk avcısı” Cem Özdemir gibi konuştun yahu, kırmızıyı da yeşil yapsaydınız bari diye mırıldandım.

”O kim ola ki?” diye soracak oldu; ”Yeşil…” diye başlayacakken kestirip attım: ”Zittir et, konuşmaya bile değmez!” sonra şöyle dedim:

Ona bakarsanız, hiç bir bayrak pürü pak değil. En başta şu baş köşeye koyduğunuz Amerikan bayrağı. Japonya’dan Vietnam’a, Afganistan’dan İran’a, Küba’dan Venezüela’ya bombalamadık yer bırakmadılar. Hatta Libya, Suriye ve Gaza katliamlarında bile bu o. çocuklarının parmağı, ne parmağı eli, kirli ve kanlı elleri var. Tüm dünya biliyor ve izliyor bunu! O bayrağa hiç tepki yok mu?

”Yok!” diyor hasır fötrlü ve boyalı ellerini soran bakışlarla iki yana açıyor.

 
(c) Fotoğraflar: Yalçın Baykul ve KI

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*