Bir Ali Yıldırım Mucizesi: Alman-Türk Gazeteciler Birliği-ATGB.Berlin

Bir Ali Yıldırım Mucizesi:
Alman-Türk Gazeteciler Birliği-ATGB.Berlin

Yalçın Baykul – 20.09.2026

“Uçmasını bilmeyene,
düşmesini öğretmeli!”
Nietzsche

Geçtiğimiz günlerde Alman-Türk-Gazeteciler Birliği ATGB.Berlin, 4. kuruluş gününü kutladı. Türkiye’den iki değerli konuğumuz Profesör Dilek Takımcı, “Yapay Zeka ile senaryo yazımı” ve Doktor Elif İmançer, “Sağlıklı ve uzun yaşam” başlıklı sunumlarıyla doğum gününe en renkli ve en ilginç hediyeleri verdiler. Bilinçli, güzel, akıllı ve güvenli iki Cumhuriyet kadını olarak, ufkumuzu açıp, bizi gururlandırdılar. Kendilerine minnettarız.

Efsane gazeteci Uğur Mumcu‘nun doğum günü olan 22 Ağustos tarihinin ATGB.Berlin’in kuruluş günü olarak kayda geçirilmesi, derneğin ana çizgileri üzerine sağlam ipuçları sunuyor. Ülkemizde araştırmacı, sorgulayıcı, belgeleyici gazeteciliğin isim babası olan Uğur Mumcu’nun adının baştacı edilmesi bile, başlı başına takdiri hak eden bir adımdır. Prof. Takımcı’nın, “Üniversitede derslerde okutuyoruz” dediği Uğur Mumcu gazeteciliğinin rehber alınması, bugün onun izinden giden bir çok genç gazetecinin demir parmaklıklar arkasına atıldığı, tehdit edildiği, işsiz bırakıldığı, sokakta dövüldüğü, eziyete uğradığı, bırakın espri yapanı, espriye gülenin bile tutuklandığı bu yıllarda mangal gibi bir yürek gerektirmiyor mu? İlk alkış buradan geliyor ATGB.Berlin’e.

Kuruluşundan günümüze duayen gazeteci Ali Yıldırım önderliğinde sürekli olarak etkinliklerini sürdüren ATGB.Berlin, belki de dünyada eşi benzeri olmayan, son derece özgün bir başlığa da imzasını attı: “Medyanın Canlı Tanıkları” Gazetecilikten hukuka, sağlıktan sanata, teknolojiden zanaata, müzikten tiyatroya, fotoğraftan sinemaya, karikatürden edebiyata, eğitimden politikaya, matbaacılıktan standUp’a akla gelebilecek her alandan uzmanı, aylık olağan toplatılarına konuk edip, katılımcılara çok geniş bir bilgilenme ve iletişim örneği sunarak, dernek içinde yer alan “tatlısu gazetecileri”ne de bol bol fotoğraf çekip haber yapma fırsatı da doğuruyor aynı zamanda; her defasında onların aklına bile gelmeyecek haber olanakları üretiyordu. Şimdiye değin yüze yakın medya tanığını başarıyla ağırlamış olan ATGB.Berlin, bu nedenle de dolu dolu bir alkışı hak ediyor haliyle.

Öte yandan “Ne şiş yansın ne kebap!” kültürünün (bence ödlekliğinin) arşa yükseldiği, karaktersiz muktedirlerce koltuk uğruna insanların bilinçli olarak kamplaştırıldığı ve birbirine düşman edildiği, kültürsüzleştirilip apolitikleştirildiği ve böylelikle suskunlaşmaya mecbur bırakıldığı çağımızda, sansürsüz ve sınırsız olarak her konunun konuşulmasının olanaklı kılınması, üstüne üstlük bunun her renkten, her meslekten, her eğilimden, her yaştan insanlarla birlikte ortak bir düzlemde başarılması, tam bir ATGB.Berlin ve Ali Yıldırım klasiği ve mucizesidir.

Yıllardır yaptığı haberler nedeniyle (özellikle yıldız gazeteciler Claudia Dantschke ve Eberhardt Seidel ile) her kesimden insanın hışmını üzerine çeken Ali Yıldırım’ın, başkanlığını yaptığı dernek çatısı altında dincisinden, ateistine, Milli Görüşçüsünden anarşistine, ülkücüsünden Atatürkçüsüne, sosyal demokratından liberaline, her görüşten insanı görünür ve dinlenir kılması, dünyada eşine az rastlanır örnekler arasındadır. Bu nedenle de ideal ve alternatif bir demokratik platform örneği olarak dev bir alkışı hak ediyor ATGB.Berlin ve dolayısıyla kurucusu Ali Yıldırım.

“Dünyanın en küçük televizyon kurumu AYPA.TV”nin de (Guinness Rekorlar Kitabı tasdikli) kurucusu, duayen gazeteci Ali Yıldırım, Berlin’de Milliyet ve Cumhuriyet deneyimlerinin yanı sıra, yarım yüzyıla yaklaşan bir süredir haber ve kayıt yapmayı sürdürmekte, yapanlara yardımcı olmakta ve Almanya Türk basınının da en sağlam hafızası/belleği olmayı sürdürmektedir. ATGB.Berlin çatısı altında Berlin’de çalışmalarını sürdüren tüm basın-yayın kuruluşlarını ve temsilcilerini çatısı altında toplamayı başarmış, hatta anavatana dek taşmış, onların birbirleriyle tanışıp kaynaşmalarını sağlamıştır. Başlı başına bu bile ödüle ve alkışa değer bir başarıdır.

Öte yandan gazeteciliğe ilgi duyan bir çok insanımızı da her ay yinelenen toplantılarımızın sürekli katılımcısı yaparak, bu arada bir çoğuna da basın kartı sağlayarak, onları gazetecilik ve fotoğrafçılığa özendirip ATGB.Berlin üyesi yapmayı başarmıştır. Yarım yüzyıldır ekmeğini eğitimcilikten kazanan biri olarak tüm içtenliğimle söyleyebilirim ki, gelenlerin bir çoğunda doğal bir heves uyandırıp, medyaya yaratıcı ve üretici bir özne gibi yaklaşmalarına ön ayak olmuştur bu çaba, son derece ekonomik olduğu kadar, bir o kadar da pedagojiktir. Bu anlamda aynı zamanda parasız bir okul olma işlevini de üstlenmiştir ATGB.Berlin. Gazetecilik, fotoğrafçılık ve filmcilik alanında daha bir çok yeni öneri ve plan da sabırsızlıkla gerçekleştirilmeyi bekliyor yeni yılda. Bu yüzden de büyük bir alkışı hak etmiyor mu fazlasıyla?

Şimdilik bu kadarcığını sayalım.

Gelelim bir de ayın karanlık yüzüne…

Her şey dikensiz gül bahçesi gibi değil haliyle… Ülke ve dünya yangın yeri iken tüm bu gelişmelerden bağımsız, her şeyin mükemmel yürüdüğü, çatışmasız, sorunsuz, kavgasız, gürültüsüz bir “Ütopya adası” değil ATGB.Berlin. Her ne kadar bazılarına, ideal insanların ideal diyaloglar kurduğu ama “deklanşörün bile ne olduğunu bilmeyenlerin” oluşturduğu bir “fotoğraf kulübü” gibi görünse de, anlaşılan o ki,  “kibarlar kulübü” hiç değil (Sevgili üyemiz Nuray Kibar alınmasın lütfen)! Herkesin birbirini sevgi ile kucakladığı bir aşk adası da değil. Normal koşullarda ömür boyu asla karşılaşmayacak, asla aynı düşünceyi paylaşmayacak, asla aynı yerde bulunup, sevgili Hülya Yıldırım Ablamızın demlediği bir bardak çayı, Hatice Peuker’in görünmez dolmalarını paylaşıp, birbirinin yazdığını asla okumayacak insanların bir “birlik” oluşturma, bir “güç birliği” yapma çabası. Bir “Birlikten güç doğar!” sözleşmesi. En alçak gönüllü haliyle. Ama dikkat buyurun lütfen! Gö-nül-lü

Hazır özlü sözlerinden ve gönülden söz açılmışken… ATGB.Berlin’in çok gururlu 4. kuruluş gününde “Her şeyi devletten bekleme”mek gerekiyor! Ne yazık ki, bizim vatandaşlarımızın en belirgin hastalıklarından biri de “Evin camdanken, başkasının evine taş atmak! Dünya yansın ama benim bir kalbur samanım yanmasın, gemisini yürüten kaptan olsun, dahası ben etliye sütlüye karışmayayım ama, işler tıkır tıkır yürüsün!” anlayışıdır. Ekipte canı sıkılan Ali Yıldırım’a şarlamaya yetkili görüyor kendini. Açıklamalar talep ediyor, cevaplar bekliyor. Abe cancağızım, bu konuları her toplantıda konuşuyoruz zaten. Acelemiz yok! Hiç kimseye, hiç bir şey kanıtlamak zorunda değiliz, tabakhaneye “b.k” da yetiştirmiyoruz.

ATGB.Berlin üyeliği, ne yazık ki, her şeyi Ali Yıldırım’dan bekleyip, kendinde “Bu yapıldı mı? Şu yapılmadı mı?” diye sorma yetkisini bulmak değildir. Bu süre zarfında kendine “Ben ne yaptım?” sorgulamasını yapabilme karakterini gösterebilmektir. Ali Yıldırım’ın büyük bir olgunlukla ve tam bir evliya sabrıyla gerçekleştirmeye ve uygulamaya çalıştığı bilgeliktir bu, içinde sonsuz özgürlükler barındıran. Bırakın bunun farkına varmayı, büyük çoğunluğunu Ali Yıldırım’ın kendi çabalarıyla gerçekleştirdiği etkinliklerden haber devşirip, ona bir teşekkür bile etme gereği duymamayı, hatta düşmanca ve küçümsercesine davranmayı neyle açıklamak gerek?

Bu şehr-i Berolina’da ilk kez böylesi saygıdeğer bir oluşumu (ülkenin olumlu olumsuz tüm renklerini yansıtan böylesi demokratik bir tabloyu) gerçekleştirmiş biri olan, duayen gazeteci Ali Yıldırım’a ve onun nezdinde ATGB.Berlin’e kendi adıma teşekkürü bir borç biliyorum. Çok şey öğrendim, çok güzel insanlar tanıdım.

Eksiğiyle fazlasıyla gururlu bir dört yılı geride bırakırken ATGB.Berlin, tüm katılımcılarının birlikte çok şey öğrendiği daha güçlü, daha yetkin bir okul, hepimizin altında toplandığı kutsal bir şemsiye olarak varlığını mutlaka sürdürecektir.

Neden mi gururlu?

Uğur Mumcu gazeteciliği, Amerikan güdümlü işbirlikçilerin ve Atatürk Cumhuriyeti düşmanı CIA’sal islamcı yobaz güçlerin içerde dışarda, gizli açık tüm saldırılarına karşın, Şule Aydın, Müyesser Yıldız, Timur Soykan, Murat Ağırel, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, İsmail Arı, Merdan Yanardağ, İsmail Saymaz, Can Dündar, Erk Acarer, Deniz Zeyrek, Serdar Akinan, Metin Cihan, Alican Uludağ ve son olarak da Ebru Çelik gibi isimlerle tüm olumsuzluklara karşın aslanlar gibi sürdürülüyor olması ve bizim de, tarihi yüzyıllara uzanan karanlığa karşı aydınlık, gericiliğe karşı uygarlık ve insanlık ve insan hakları savaşımı geleneğinin karınca kararınca bir parçası olmamız. Fazlasıyla yeterli bir neden değil mi? Bunun için devletten resmi tescil almaya gerek var mı? Bence yok! Madem alternatif bir örgütlenmeyiz, “Devlet gölge etmesin!” de diyebilmeliyiz. “Kendimizden başka kimseye hesap vermiyoruz! Bu faturayı ödemiyeceğiz!” diyebilmeliyiz. Şu ana dek ülkedeki hiç bir rezilliğin ve sefilliğin hesabını sormayanlar, hatta konu onlar olunca “sayın”sız cümle kurmayanlar konu ATGB olunca kaplan kesiliyor. Vallahi çok komik, Sadullah Abla! Ama yine de konuya olumlu bakalım: Başkan Ali Yıldırım’ın pedagojik bir artısıdır bu! Hesap sorma kültürü bulaşıcıdır. Gün gelir majestelerinin şeylerine de bulaşıverir.

Daha iyi önerileri olan, lütfen yazsın! Ya da bu arada, en azında son dört yılda daha iyi bir şeyler yapmış olanlar -belki gözümüzden kaçmıştır- lütfen dile getirsin. Yapay zeka kullanmadan ama, düzgün bir Türkçe veya Almanca ile lütfen!

Sonuç olarak

Majestelerinin -Türkçesi ve aklı kıt ama iş bitirici- tatlısu gazetecilerinin, hariçten gazel okuyanların, “gazeteci” “fotoğraf kulübü” vs. gibi sinsi ve üstenci yaftalamaları, sağda solda çamur atmaları, geleceğe çok daha büyük umutlarla bakan ATGB.Berlin’e sivrisinek vızıltısı gibi gelir.

Tıpkı yıllar önce Muhsin Ertuğrul’un dediği gibi, “Şemsiyemizi açıp, yürümeyi sürdüreceğiz!” Doğum günlerini ve bayramlarımızı coşku ile, pastayla, börekle kutlayacağız… Ve tıpkı Atatürkçü ve devrimci aydınımız, gururumuz Uğur Mumcu’nun tüm yaşamıyla dile getirdiği gibi, gerçekleri, yalnızca gerçekleri yazacağız, hem de belgeleriyle!

Devam edecek…

Fotoğraflar: (c) JC Aiwa, Mehmet Dedeoğlu, Yalçın Baykul ve AYPA.TV

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*