VE ELİF BAŞARDI…
BERLİN ARTIK SOLUN KALESİ
Yalçın Baykul – 20.09.2026
“En büyük değişimler, bir gecede
gerçekleşmez; kararlılıkla atılan
o ilk adımla başlar.”
Çok değil bir kaç ay öncesine dek çevremizde kimsenin tanımadığı biriydi Elif Eralp. Seçim kampanyalarıyla birlikte gün güne tanımaya başladık kendisini. Önce “Berlin’i yaşanır kılmak için ne gerekirse yapacağım!” diye son derece iddialı bir cümlenin yer aldığı bir afişle ilgimi çekti. Ardından “Kira soygununa son vereceğim!” gibi daha somut bir söylem geldi. Hepimize dokunan cümlelerdi bunlar. Eğitimden güvenliğe, çevreden, yapılaşmaya, ayrımcılıktan eşitsizliğe, savaştan barışa, nefretten sevgiye… Akla gelebilecek her konuda şehrin tüm sorunlarına dair özgüvenli çözümler sunmaya başladı Elif. Toplu taşıma ücretlerini bile indireceğine söz verdi. Bu sorunları, özellikle barınma sorununu çözmeye yönelik olarak, kiralardaki anormal artışları körükleyen şirketleri “kamulaştırmaya” bile gidebileceklerini dile getirmeye başladı. Tüm bu kararlı, emin ve keskin çıkışlar, başta yabancılar ve gençlerde hemen karşılık buldu. Sol Parti, kuruluşundan beri hiç yakalayamadığı bir üye sayısına ulaştı. Yavaş yavaş solcu bir tsunamiye dönüşecek taşlar atılmaya başlanmıştı uçsuz bucaksız muhalefet denizine…
Bir hukukçu olarak belagat sanatına fazlasıyla egemen olması, burada doğup büyümesi ve okullaştırılması nedeniyle mükemmel bir Almanca bilgisine sahip oluşu, bunların yanı sıra bir Anadolu kadınının sıcaklığı, cana yakınlığı ve cömertliğine sahip oluşu, şu bir kaç ay öncesine dek öksüz ve sevgisiz yaşlılar kulübünü çağrıştıran Sol Parti’ye inanılmaz bir sinerji ve dayanışma duygusu aşılamaya yetmişti sanki. Sol Parti’nin eski asık suratlı ve snop bakışlı somurtkan kadın liderleri, bu defasından Sahra Wagenknecht örneğinde olduğu gibi, kendi kendilerini uzaklaştırmışlar, yerine bambaşka bir kadro gelmiş gibiydi sanki. Güler yüzlü, dayanışmacı, cana yakın; ama bir o kadar da bilinçli, kararlı ve omurgalı…
Bu akşamki Kreuzberg Kutlama Salonu’nda çoğunluğunu kırmızı giyimli genç kadınların oluşturduğu kitle, kelimenin gerçek anlamında bir “Kadın Devrimi” kutlamasını andırıyordu. Hele Elif’in çıkıp önce Almanca sonra Türkçe olarak tüm içtenliğiyle “Tarih yazdık arkadaşlar!” cümlesiyle konuşmasına başlaması ardından “Bu akşam nefrete ve ayrımcılığa karşı dayanışma ve sevgi kazandı!” diye üzerine basa basa dillendirmesi, genç katılımcıları coşkunun doruğuna çıkardı. Sloganlar birbiri ardına patlamaya başladı: “Birlikte güçlüyüz! Yaşasın uluslararası dayanışma!” ve ardından herkesin katılımıyla “Elif! Elif! Elif!” diye inletilen tıka basa dolu bir salon. Ardından Tarkan’ın “Yakalarsam mucuk mucuk!” şarkısı ve dans eden katılımcılar… Sevinç ve coşku tavan yapmış durumda, gençler ve yaşlılar nostaljik bir hazla son yıllarda çok seyrek yaşadıkları bir sevincin acısını çıkarırcasına, hatta Saksonya’daki ırkçı faşist AfD zaferine inat, solun zaferinin kanırta kanırta tadını çıkarıyor gibiydiler.
Devasa bir diskoteği andıran salon, son derece sıcak ve samimi ortamının yanı sıra sunduğu yüksek teknolojik olanaklarıyla dünyanın her köşesinden gelen basın yayın emekçilerini ağırlıyor, onlara locavari bir keyif de sunuyordu. Elif, bir söyleşiden diğerine koşarken fırsat buldukça danslara, halaylara da katılıyordu gönlünce, elinde bir su şişesi, sık sık başına dikiyordu ara verdikçe.
Annesi de oradaydı. Kızı, kararlılık ve inanç yüklü konuşmalar sırasında bir kaç damla sevinç gözyaşı akıttığında o hüngür hüngür ağlıyor, yanındakiler mendil yetiştiremiyordu. “İnandık ve hep birlikte kazandık!” diyordu Elif ve emeği geçen herkese her fırsatta minnettarlığını dile getiriyordu. Gençler bu sözlere Çarşı grubu gibi hemen tepki veriyor, sık sık enerjik sloganlar atıyorlardı.
Dile getirilen bu yürekten minnettarlık söylemi, politikacılarda öyle pek rastlanan bir şey değildi. Elif bunu çok güzel ve içten dile getiriyor ve karşılığında da çok büyük destek görüyordu. Türk-Arap dünyasının tutucu insanlarına bile ulaşmayı başarmıştı. Hele o “Netenyahu Berlin’e gelirse tutuklanması için hakkında hukuksal işlem başlatırım!” yollu açıklaması, yıllardır sindirilen, kaale bile alınmayan ailelerde duygu seline yol açmıştı. Herkes kira sloganlarından çok bu söyleme abayı yakmış gibiydi neredeyse.
Elif, Alman-Türk Gazeteciler Birliği-ATGB.Berlin’i ziyarete gelmiş, iki buçuk saat boyunca kendine yöneltilen tüm sorulara büyük bir özveri ile uzun uzun karşılıklar vermişti. Öylesine yorulmuştu ki, ben acıdığımdan kendi sorularımdan vazgeçmiş, sonraya bırakmıştım hakkımı.
Ancak bu gecenin coşkusu ile ilk fırsatta annesi Hülya Hanım’a yönelttim sorularımı. O da bir Çukurova bereketinde yanıtladı tüm sorularımı. İlerde daha ayrıntılı yayınlayacağımız bu söyleşiden iki anekdot benim için çok önemli olduğundan öncesinde paylaşmak istiyorum duyduklarımı:
Berlin’de devrim yapan küçük kızın Adanalı Annesi anlatıyor: “Daha iki buçuk yaşlarındaydı, çok akıllı, mantıklı, sorulara cevaplar arayan zeki bir kızdı. Hamburg’da oturuyorduk. Kışın ortasında arkadaşlarından özenmiş olmalı, dondurma yiyeceğim diye tutturdu. Kızım soğuk, olmaz öyle şey hasta olursun dediysem de dinletemedim. Ama onlar yiyor, onlara bir şey olmuyor dedi. Ben de nerden aklıma geldiyse “Onlar bu kışta kıyamette dondurma yediklerinde Allahından bulurlar!” deyip kestirip attım. Sustu ve çekildi gitti. Ertesi gün kararlı bir şekilde yine karşıma dikildi. “Anne!” dedi “Ben de Allahımdan bulmak istiyorum!”
Katıla katıla güldük tabii ki. İkinci anekdot da bir tiyatrocu olarak benim için ayrı bir önemdeydi. ATGB ziyaretinde soramadığım soruyu yine anneye yönelttim: Böylesine zeki ve kararlı bir çocuk olarak Elif’in sanatla arası nasıldı? Çünkü Berlin, bir sanat adasıydı ve sanatçılar sığınağı idi.
Annenin kısa ve öz cevabı tüm sorularıma karşılık olmuştu: Kızım kendine sanatla uğraşması yönünde tüm telkinlere karşın sanatı hobi olarak yapacağını asıl amacının dünyaya ve insanlara yardım etmek olduğunu söyledi. Ama ilk gençlik döneminde “Cesaret Ana” rolünü oynamıştı… Bu cevap beni en hassas yerimden vurmuştu. Cesaret Ana’nın doğduğu kentti Berlin. Brecht’in kadını Helena Weigel’in belleklerde en çok kalan rolüydü. Kim derdi ki, Anadolu’dan gelen bir ailenin Alamancı çocuğu aslında iflah olmaz bir Cesaret Ana olsun! Üstelik Allahından bulmayı isteyen bir Cesaret Ana! Ve gelsin inşaat kartellerine ve Nazi artıklarına sıkılmış yumruklarını ve kenetlenmiş dişlerini göstersin?
Kayserili doktor bir baba (sağlık sorunları nedeniyle kutlamaya katılamamış) ve sağlık okulu öğretmenliği ve pedagogluk yapmış bir anne. İkisi de 12 Eylülzedelerden. Zorlukla kapağı atmışlar Almanya’ya… Bu coşkulu gecede deşmiyoruz yaralarını, sevimsiz sorularla… Üstelik anne altı aylık hamile, kelle koltukta kaçtıklarında. Hülya Hanım’ın karnında taşıdığı çocuk, ailenin tek çocuğu. Ve o çocuk göçün atmış beşinci yılında, kırk beş yaşına basıp Berlin’e gelip eyalet başbakanı olma yolunda. Hem de göçmen kökenli bir ilk kadın eyalet başbakanı. Öte yandan Ernst Reuter’den sonra ilk Türkçe konuşan ama anadili Türkçe olan ilk eyalet başbakanı. Berlin’in maskotu olan “Kızıl Belediye” binasına şimdiden “Elifhane” denmeye bile başlanmış espri yollu.
Gecenin ağır topu Alman Solu’nun gurusu, komünist peygamber, medyanın aranan yorumcu ve programcısı, meslekten avukat Gregor Gysi idi. Sahneye çıkıp yıllar sonra Batı’dan gelen sol rüzgarın başarısının sevincini dile getirdi. Ama asıl sorumluluğun şimdi başladığını da açıkça vurguladı. Konuşması sık sık sloganlar ve alkışlarla kesilen Gysi, Elif’le yakalanan olumlu enerjinin çok değerli olduğunu da sözlerine ekledi.
On dakika sonra Elif ve Gysi “Erik Dalı” türküsü eşliğinde dans etmeye başladıklarında salondaki Anadolu kökenliler -ben dahil- gözlerimizden yaş gelinceye dek güldük.
Can Dündar da gecenin konukları arasındaydı. Yanına gidip “Ne düşünüyorsun? Bir mülteci olarak duygu ve düşüncelerini merak ettim.” dedim. Bir de diğer mülteci dostu Erk Acarer’i sordum, yoktu çünkü gecede.
“Erk, evinde televizyondan izliyordur!” dedi. “Çok büyük ve tarihi bir başarı. Olay, devrim niteliğinde bir öneme sahip. İdeolojik ve tarihsel bir arka planı da var. Ne diyelim, geldiğimden beri, darısı Ankara’nın ve İstanbul’un başına diye geçiyor aklımdan” diyor, gülüşüyoruz. Elif’le tanıştığını ve başarısına çok sevindiğini, bunun örnek olması açısından tarihi bir önemi olduğunu da vurguluyor. Bir söyleşide buluşmak üzere vedalaşıyoruz.
Sonra Türk basın-yayın ekibi olarak Elif’i kutladık, başarılar diledik ve ayaküstü duygularını aldık. “Verdiğim sözlerin hepsini tutacağım! Bana sunduğunuz güvene ve desteğe layık olmaya çalışacağım, hem de tüm kalbim ve gücümle!” dedi. Bir sözünüz daha vardı diye hatırlattık. “Unutmadım!” dedi, “Dışarıda Türk basınına yapacağım ilk ziyaret ATGB.Berlin‘e yani sizlere olacak. İlk fırsatta!”
Fotoğraflar: (c) JC Aiwa, Mehmet Dedeoğlu ve AYPA.TV
İlk yorum yapan olun